Gezi Notları

Anti Kuzzilkurt, Jeep Safari ve Rafting Macerası

Seelamlaaar! Şu an çadırın içinde, uyku tulumuna gömülmüş, tenteye vuran deli gibi yağmurun sesi eşliğinde yazıyorum. Saat 15.00 ve hepimiz yorgunluk ve yağmurdan bitmiş durumdayız. İlk olarak, yola çıkışımız ve jeep safari turumuzdan söz etmek istiyorum. Kardeşim Nurullah ile oldukça atraksiyonlu bir otostop yolculuğu sonunda Adana’ya vardık.



Başımın belası kardeşimin, “Oblooo sosyalleşelim biraz, yeter yalnız gezdiğin, çok eyleneceyuuk vs.” ısrarları sonrası Adana’dan Alanya’ya dağcılık kulübümüzden arkadaşlarla yola çıktık. Yolda didişe didişe sabah erkenden Alanya – Dim Çayı’na vardık. Dim Çayı ‘nın buz gibi suyu üzerine konumlandırılmış minderli çardaklarda topluca çok güzel bir kahvaltı yaptık.


Altmış – altmış beş kişiye yakındık ve biz çoktan Mardinli, Şırnaklı, Midyat ve Urfalı arkadaşlar birbirimizi bulup kolonileşmeye başlamıştık. Birbirimizi nasıl mı bulduk? Çay isterken garsona, “Mi go, şştt, hoo pismaaaam!” diye seslenmelerinden. Kahkahalar, şakalar, suyun sesi ve yol yorgunluğunun verdiği sersemlikle olsa gerek epey eğlendik.


Saat 09.30′ a gelmeye başladığı sırada yukarıda bizi bekleyen jiplere onarlı gruplar şeklinde bindik, safariye çıkacaktık ve elbette o sırada henüz ismi olmayan grubumuz belliydi.




Bir sürü pet şişeye su doldurup stok yaptık, yolda jipten jipe su savaşı vardı, yola çıkmaya hazırdık. Herkes yerini aldıktan sonra şoför abi müziği açtı ve gazı kökledi.






Oldukça engebeli yollardan geçiyorduk, birçok yerde ağaç dalları vardı, başımızı kollamak gerekiyordu. Jiplerin yolda yakınlaşması, yan yana gelmesiyle birbirimize hunharca su attık.




İşi ileri boyuta götürüp full teçhizat gelen arkadaşlarımız vardı. Uzun mevzili şu tabancası getirmişlerdi, şu direk göze sıkıp bizi pert ettiklerinden.



Jipin ve rüzgarın hızıyla karşıdan fırlatılarak gelen su, mermi gibi sertçe çarpıyordu. Konvoyumuz altı jipten oluşuyordu. Yol boyu yanımızdan geçen Rus turistler de sudan nasiplerini aldılar. Bize su sıkan Ruslara, “Bunlar hep Putin’in oyunu, saldırın oooooxlıımm!” diye bağıran Ibo, canımsın. Yol boyu birkaç yerde durup su stokladık. Oba Çay’daki şelalede mola verdik.



Daha sonra Obaalacami diye bir köyde durduk. Burada eski bir köy evi varmış, isteyenler ziyaret edebilir, girişi 5₺ dediler.



Baktık ki normal bildiğimiz ev, bizim ekip başladı, “Oğlum bu nedir? Eski ev mi istiyorsunuz? E, gelin ben size bir sürü eski ev göstereyim.” falana. Hüseyin arada yaklaşıp, “Yaauuw icaa evin kapısını ters takmışlar, kapı aha bak böyle açılıyor (eliyle gösteriyor)” demesiyle kahkaya boğulduk. Şimdi anlatınca komik gelmiyor tabii, o an çok komikti. Bir yerde mola verip öğle yemeği yedik, dileyen tavuk, dileyen balık yedi. Neyse efenim, sonra jiplere atladık, yaklaşık üç saat süren safarimiz sona erdi. Dönerken Alanya’yı komple gören bir tepede durduk, burada Nurullah’ın “Seni yenecem Alanyaaağ” isimli pozlarını çektim ve kamp yapacağımız alana doğru yola koyulduk.



Çadırları kuracağımız alana geldik, herkes çadırlarını kurdu.



Yorgun ama hala saçmalayıp gülecek enerjiye sahiptik. Derken akşamın yavaş yavaş çökmesiyle beraber, ateşler yakılmaya, gitarlar ortaya çıkmaya başladı. Akşam yemeğini yedikten sonra, Gipsy Kings’ten Ankara’nın bağlarına kadar şarkılar söyleyip, sohbetler ettik. Nurullah her zamanki manipülatif tavrıyla Ayşegül’ü bunalıma soktu, kıza sürekli, yani bence içinde kalmasın, ben at demiyorum ama vilivili bilmem ne, diye diye neredeyse ayrıldığı sevgilisine mesaj attırıyordu ki biz olaya el koyduk. Ayşegül, Şırnak’ta öğretmen, dünya tatlısı. Şarkıylan, türküylen, Fırat’ın her şarkıdan sonra “Yaa abe bunlar eğlenmeyi bilmiyor. Mi goo mee leeee leee lee” diye atlamasıylan uykular gelmeye başlamıştı. Doğada hem bol oksijen hem de güne sabah erkenden başladığımızdan haliyle gece de erkenden yatışa geçiyoruz. Sabah 07.30’da kahvaltıda buluşmak üzere sözleştik ve çadırlara geçtik. Benim çadırım Urfalı ve Mardinli arkadaşların arasındaydı ve ben horlama seslerinden sabaha kadar zerre uyku uyuyamadım. Sabah benim sinirli halime, hooahahaa, diye gülüp kendileri hunharca haşlanmış yumurta yedi. Çadırımı başka yere taşıdım, bu gece Hediye ve Ayşegül düşünsün, bananesii.


Ve bugün, kahvaltıdan sonra 09.30’da rafting yapmak üzere toplandık. Kasklarımızı ve yeleklerimizi giydik, küreklerimizi alırken, “Ulan bizim gruba bir ad koyaaağkk” dedik. Çılgın bir beyin fırtınası sonrası, sonunda grubun adını Koma Kuzzilkurt koyduk.


 


 


Kürekleri havada birleştirip ooooo bir kiii üüçç kuzzilkuuuurt hııaaaağ, diye bağırarak yürürken bir grup geldi bize, Kuzzilkurtlar biziz, siz kim köpeksiniz oxlıım, dedi. Küreklerini bizim küreklere vurmak suretiyneen atarlandılar. Bu deli dehşet fikrimizi, deli dehşet abilerimiz geçen sene düşünmüş. Biz de grubun adını “Anti Kuzzilkurt” yaptık, hhsjkl.

Botlara atladık veeee rafting! Küreklere asılıp botları geçmeye çalışmalar olsun, küreklerle diğer botlara su fuşkurtmak olsun, şelalelerde botun iplerine tutunup şehadet getirmek olsun falan çok eğlenceliydi.








14 kilometrelik bir parkurdu ve yolun ortasında yağmur yağmaya başlamıştı. Yağmur eşliğinde gerçekten harika bir deneyim oldu, yaptığım en güzel raftingti.



Su fobisi olan Hediye bile oldukça eğlendi. Raftingin sonuna doğru yağmur iyice bastırdı, hepimiz sıçana döndük. Kamp alanına yöneldik. Herkes titreyerek üstünü değiştirdikten sonra yemek faslına geçtik. Üstü kapalı tek alana herkes doluşup yemek yedi, ardından çayımızı içip çadırlara dinlenmeye koştuk. En başta yazdığım gibi, şu an tenteye deli gibi yağmur yağıyor, bizimkilerin sesini duyuyorum bir çadıra toplanmış içerde batak oynuyorlar, kızlar bi çadırda toplanmış film izliyor ve ben de kendi çadırımdan size yazıyorum. Bu çılgın yağmur dinerse halaya duracağız.

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası

 Elime geçen ve bende olan futrafları şarjım varken paylaştım. Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!