Gezi Notları

Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası

Selamlar, ben geldim! Son zamanlarda en en en etkilendiğim, inanılmaz bir doğa harikası olan, dünyanın en büyük üçüncü mağarası Aynalıgöl – Gilindire Mağarası’ nı tanımaya var mısınız?


Efenim, Mersin’den Antalya’ya doğru yola çıkınca, Erdemli, Silifke, Taşucu’nu geçerek, 190 km daha yol alınca Aydıncık’a ulaşılıyor. Mağara, Aydıncık’ta. Yani, Silifke kara yolundan yaklaşık 10 kilometre sonrasında 3 kilometrelik bir yol ile varmış oluyorsunuz. O kadar etkilendim ki, yani o kadar olur!


Tarihte Kelenderis olarak bilinen Aydıncık, Roma döneminde de önemli bir liman kenti olmuş. İlçenin adı ilerleyen dönemlerde Gelendir, daha sonra Gilindire olarak anılmış. Bu yüzden, Gilindire Mağarası olarak da bilinmektedir.



Gidip gezeceğim yerleri önceden araştırma huyum, arkeoloji, mitoloji merakım malum. Gitmeden şöyle bir okudum, araştırdım. Gittiğim diğer mağaraları düşününce, beklentiyi çok da fazla yüksek tutmadım doğrusu. Tabii başıma geleceklerden habersizdim, benim olduğum yerde ekşın bitmez.


Mağaranın, bir çobanın karşısına çıkan kirpiyi takip etmesiyle keşfedildiği söyleniyor. Kimi kaynaklar; 99 yılında, hayvanlarını otlatan bir çobanın, çevrede gezen bir kirpiyi takip etmesiyle ortaya çıktığını, kimi kaynaklar; yine bir çobanın, hasta olan çocuğunun tedavisinde kullanmak üzere kirpi kanı bulmak için kirpilerin ayak izlerini takip ederek keşfettiğini söylüyor.


Adam, buzul çağında oluştuğu tahmin edilen mağarayı keşfedince tabii şok oluyor. Böyle bir güzelligi ilk gören kişi olmak, nasıl bir şaşkınlık ve hayranlık aynı zamanda dehşet halidir, tahmin edemiyorum. Zira ben mağara içinde dehşetten dehşete sürüklendim.


Efenim, kirpinin girdiği mağaranın büyüklüğü ve güzelliği karşısında şaşkına dönen bu çobanın durumu bildirmesiyle, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mağarayı tabiat parkı ilan ederek koruma altına alıyor.




Öncelikle, mağaraya vardığınızda diğer bütün tabiat parklarındaki saçmalıklar gibi, dağ taş gezmek için danışmadan bilet alıyorsunuz. Mağaraya giriş ücreti: 6₺. Çok saçma, her şey çok saçma. En az, hastane tahlil sonuçlarının comic sans ile yazılması kadar saçma.




Birazdan anlatacağım gibi, mağaranın içerisinde yüzlerce metre aşağı yürüyorsunuz ve yürüdükçe oksijen git-gide azalıyor. Bu yüzden; tansiyon, kapalı yer korkusu (Klostrofobi), karanlık korkusu (Nyctophobia), tarihi yer – mağara korkusu, astım vs. sahibi iseniz kesinlikle girmenizi önermiyorum. Ayrıca, yerin altında ilerledikçe oksijenin azaldığı için sıcaklık git-gide artıyor, dışarıdaki havaya aldanmayın, içerisi çok sıcak. Genel nem oranı %80 imiş. Mümkün mertebe ince kıyafetler tercih ediniz, ben şort ve tişörtle olmama rağmen inanılmaz bunaldım.



Aynalıgöl’e ulaşmak için öncelikle 50 metre yukarıda bulunan şu girişe ulaşmak gerekiyor. Denize nazır bu merdivenleri tam 50 metre boyunca inerek aşağı ulaşıyorsunuz.





Daha sonra, mağaranın ağzına varıyorsunuz. Mağara içerisinde ise tam 550 metre ilerliyorsunuz, evet yanlış okumadınız; tam 550 metre!


Pilatform Önemli!


Daha önce mağaranın içerisine zorlu kayalıklardan iniliyormuş, sonradan demir merdiven yerleştirilmiş ama merdiven tamamen korunaksız ve tabii paslanmış durumda. Bu güzellikte bir yerin böyle olması üzdü. Mağara çok karanlık, yüksek, geniş, inanılmaz. Bence, merdiven kenarlarına -en azından bazı yerlere- fosforlu dikkat işaretleri konulmalı, çünkü düşerseniz; tebrikler, direkt gittiniz! Aman dikkat efem.


Girişte Başınıza Dikkat!


Girişte ilerlerken başınıza dikkat etmeniz gerekiyor, özellikle uzun boylular. Kısa bir alandan sonra bu sorun ortadan kalkıyor ama neler başlıyor, neler!



Bütün korku filmi setleri halt etmiş! İnanılmaz bir şaşkınlığa uğruyorsunuz. Fotoğraftaki aydınlığa aldanmayın, içerisi tamamen karanlık ve sadece sarkıt – dikitler, turuncu – sarı bir ışıkla aydınlatılmış durumda. Arkadaşlarla bunun cehennem görünümünün daha da netleştirilmesi adına yapıldığını düşündük, lol.




Karanlıkta, yerin yüzlerce metre altında, etraftaki oluşumları bir şeylere benzeten, konuştuğumuz ürkütücü şeylerden korkup devam edemeyip dönenler oldu. Siz girdiyseniz, kesinlikle devam edin. İnanın buna değer!


Her yerde enteresan tipler var ama “Hep de bizi mi bulur ulan!” cinsinden bir olay geldi başımıza. Efenim, mağaranın çok enteresan bir akustiği var. Biz, mağara ortamına alışmış, ortalara doğru ilerlerken sürekli bir sesin geldiğini ve ardından kesildiğini fark ettik.


Bu uhrevi ve ürkütücü kadın sesinin kaynağını karanlıkta seçememek dışında her ihtimali düşündük. Biz aşağı doğru ilerledikçe ses gittikçe yaklaşıyordu ve bir kadın, ağlamaklı şekilde ilahi okuyordu. Ses mağara duvarlarında yankılanırken, kapkaranlık, yerin yüzlerce metre altında, alttan aydınlatılan mağara içindeki oluşumlar gözümüze daha farklı görünmeye başlamıştı.



Gelen sesin Arapça olduğunu fark edince, arkadaşlara, “Aşağıda göl falan yok, bence biz, cehenneme doğru iniyoruz. Orada da bizi mavi su değil, kaynar kazanlar, kazıklar bekliyor.” falan demeye başlamıştım kiii yürürken yere tuttuğum ışığın beyaz örtülü bir yüzü aydınlatması ve herkesin çığlık atıp, altına kaçırması bir oldu. Hebelehöbele diye tutulanlar mı dersiniz, şahadet getiren ateistler mi dersiniz…



Uhrevi sesin kaynağı abla, merdivenlere oturmuş ilahi okuyordu! Böyle bir ortamda, bu karanlıkta, yerin yüzlerce metre altında! “Ablacım, sen ne çeşit bir makyaksın, ne senin derdin?” serzenişime, aynı uhrevi tonda “Terbiyesiz!” dedi kendisi, sağ olsun. Bulaşmadım, deli deliyi görünce…

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Ar Yu Reediiii?

Sonra, bizi korkuyla bir gülme aldı. Hemen beyin fırtınası yapıp, kadının mağara girişinde normal olduğuna, karanlıkta ve cehennem ortamında ilerledikçe korkudan oturup ilahi söylemeye başladığına karar verdik. Hahah, hayatım boyunca unutamayacağım bir andı.


Lütfen, Muhammed, İsa aşkına, yattığınız ranza aşkına… Şaka şaka tamam, insanlık namına mağara içlerinde köşeye sinip ilahi söyleyip insanları altına sıçırtmayın ve lütfen, ışığı karşıdan gelen insanların gözüne değil, yere tutmayı öğrenin.


Neyse efenim, bir adrenalin patlaması ve sosyal mesajdan sonra, mağaraya dönecek olursak: Aynalıgöl, dünyanın en büyük üçüncü mağarası, toplam uzunluğu tam 555 m, içerisindeki gölün en sığ kısmı 5 m, en derin kısmı 47 m imiş.


Mağara içerisinde farklı sarkıt, sütun, duvar, perde damla taşları bulunuyor. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin, su altında kalmasından dolayı atmosferik değişimlerden etkilenmeden günümüze kadar ulaştığı tespit edilmiş.







Yapılan araştırmalara göre, bol ekşınla ulaştığımız mağaranın dibindeki harika göl, yarı yarıya tatlı ve tuzlu sudan oluşuyormuş. Gölün etrafında akıntı olmadığı için de ayna gibi bir yansıma oluşturuyor. Zira ismi de buradan geliyor: Bknz. Aynalıgöl Mağarası. Aynalıgöl’ün aynasının, üst katmandan yıllardır damlayan madensel suyun birikmesi ve tuzlu deniz suyunun altta kalması ile oluştuğu söyleniyor. Göl ile deniz arasında bilinen bir bağlantı yokmuş şu an.








Böhh!










Gölün dibine dalıp bakmayı çok isterdim. “Bugünlük bu kadar olay yeter.” diyen arkadaşların sürüklemesiyle dönüş yoluna koyulduk. Neyse ki bunu daha önce yapmışlar:




Dönüş yolunda, gözünüz ve psikolojiniz ortama alıştığından daha rahat oluyorsunuz. Fakat indikçe oksijen azaldığı için, dönüşte merdivenleri çıkarken yorulabilirsiniz. Özellikle, sigara içenler. (“Sigara içmek sağlığa zararlıdır!” Kamu Spotu, mesaj vermeyi çok severim.) Işıklandırma yapılmadan önce daha çok yarasa varmış, şimdi az dediler ama görürseniz şaşırmayın. Biz epey gördük.



Mağaradan çıktıktan sonra sırılsıklam olmuştuk. Ezberci halkımız yine performansından ödün vermiyordu. Aynalıgöl Mağarası’nı Astım Mağarası sanan bir ablamız, “Allah hocamızdan razı olsun, astım hastasıyım, bronşlarım hep açıldı heep.” diyordu. Bakakaldım.


Sonra, “Yaauv abi sen deli misin, ne işin var kirpi peşinde burada, o da senin gibi delidir işte, nerde turizm, nerde girişimcilik, mağara çıkışından denize kaydırak yapsınlar, of çok sıcak, buzul çağı…” sesleri eşliğinde, sıcaktan beynimizin yarısını merdivenlere akıtarak yürüyüp gittik.


Gidiniz ve bu harika mağarayı görünüz. Fantezi sever, şakacı ablalara dikkat! Görüşmek üzere.


*Saldırmaya hazırlananlar için dipnot:

Fantezi: Değişik heves, değişik beğeni, değişik düşünüş. (TDK)