Genel, Tarih

Goygoy Yapmak

Selamlar efenim. Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte hayatımıza birçok kelimenin, tabirin girdiği malumunuz. Teknolojinin hızına yetişilmiyor; yenilikler, algoritma değişiklikleri, kullanıcı alışkanlıklarına bağlı geliştirmeler yeni terimleri de beraberinde getiriyor. Bunların yanı sıra, özellikle sosyal medya mecralarında sıkça kullanılan bir tabir var: Goygoy yapmak. Peki bunun ne demek olduğunu hiç merak ettiniz mi?


Buyrun, bu deyimin hikayesine birlikte bir göz atalım.


İstanbul’da pek çok farklı dilenci grubu bulunmaktaydı. Bunlardan biri de çoğunluğu Anadolu’dan gelen ve İstanbul’da Muharrem ayının ilk günlerinde ortaya çıkıp dilenen “Goygoycular” veya bir başka deyişle “Hoygoycular”. Goygoycu olarak adlandırılan bu grubun İstanbul’da ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak kaynaklardaki bilgilere göre goygoycular ilk olarak Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra ortaya çıkmışlar.


Goygoycular, Şehzadebaşı’nda dini yapılarda gezici dervişlerin misafir edildiği Tabhâne adı verilen vakıf binasında konaklayan kör, topal ve sakatlardan meydana geliyordu. Bu insanlar, sabahları yanlarına “yedekçi” adını verdikleri birini alarak sokaklara çıkarlardı. Beşer, altışar kişilik gruplar halinde birbirlerinin birer adım arkasında ve bir öndekinin omuzuna tutunarak, tek kol nizamında dolaşan goygoycular, bu yürüyüşlerini bozmamaya özen gösterirdi.




Goygoycu kafilesi bir evin önüne geldiğinde, önce kendi aralarında bir halka oluşturur, ardından eydircinin (yedekçi) çektiği gülbang (Allah Allah nidası) sonrasında ilahiler okurdu.


“Hoygoycular” da denilen bu topluluk bir sokağın başına gelince halka olup durur, başlarındaki rehber, “Allah Allah, bir Allah, kadîm Allah, şühedâ-i Kerbelâ, İmam Hasan ve Hüseyin aşkına, cemî-i enbiyâ ve evliyâ keremine, cümle mertler (cömertler) demine, gelip geçmiş müminlerin ervâhına Hû diyelim Hû!” şeklinde bir gülbang çeker, diğerleri de bir ağızdan “Hû!” diyerek karşılık verirlerdi. Gülbangin okunması sırasında evin kapısı açılıp da para yahut aşure harcı uzatıldığında artık okumaya devam edilmeyerek duaya geçilirdi:



“Kerbelâ’nın yazıları şehîd olmuş gāzileri / Fatma Ana kuzuları Hasan Hüseyin’dir / Kerbelâ’nın tâ içinde nûr balkır siyah saçında / Yatır al kanlar içinde Hasan ile Hüseyin’dir” mersiyesi ve güftesi Şeyhoğlu’na ait, “Hasan ile Hüseyn’e olan işlere / Gökte melek yerde her can ağladı / Görün görün yezîdlerin halini / Bağladılar hep suların yolunu / Soldurdular Fatma Ana gülünü / Yâ hoy goy goy cânım!” ilâhisiyle Yûnus Emre’nin meşhur, “Dolap niçin inilersin” nakaratlı, “Beni bir dağda buldular / Kolum kanadım kırdılar / Dolaba lâyık gördüler / Anın için inilerim” ilâhisi goygoycuların sıkça okudukları eserlerdendir.


Okudukları ilahilerle ev halkında yardım isteyen goygoycuların giydikleri kıyafetlerde oldukça özeldi. Topladıkları erzakları gün sonunda Şehzade Câmii’ndeki tabhâneye getiren goygoycular, bu erzakla aşure yaptırırdı. Bu aşure hem kendileri, hem de başkaları içindi. Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının başından, yine aynı ayın onuncu günü olan Aşure Günü’ne kadar süren ve yılın sadece sekiz, on günü devam eden bu tür dilencilik, sadece eski İstanbul’a mahsus bir adetti.


Goygoycuların devri 1909 yılında sona erdi. II. Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte goygocuların sokaklarda dilenmeleri ve ilahi söylemeleri yasaklandı.


Asıl hikayesi bu olan deyimin günümüzde, “bilgisiz olarak, gereksiz yere çok konuşan kimse”, “şakşakçı”, “gevezelik eden kişi” gibi anlamlara evrilmesi bir hayli ilginç.


Kaynak1: Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul


Kaynak2: Ercümend Ekrem Talu, “Goygoycular”, Resimli Tarih Mecmuası


İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Hafız’dan Cizîrî’ye Şarap ve Aşk