Misafir Ol Gel Bana, Tarih, Teknoloji

Kürdler Ne Zaman Uzaya Çıkacak?

“Benden çok önce gelen bilginlerin kitaplarını ve takipçilerinin çalışmalarını gözden geçirdim… Bu ince ve zor yolda ilerlemek için ısrarla uğraşmaya başlayınca, bu kıymetli fende öne çıktım. Sonra, kendime ve yaptıklarıma şüphe ile baktım. Güzel hikmetlerin çeşitli yönlerini keşfetmek için gayret sahiplerinin yardım kolları bana uzandı… Çalıştığım gecelerin mehtabı doğdu…”

Cezerî’nin Önsözünden

 

Doyumluk değil, tadımlık. Kelimelerle ne kadar tattırabiliriz, ondan da emin değilim. Ama bir yerden başlamak gerekiyordu, başlıyoruz.

 

Da Vinci’yi duymayanımız yoktur. İbn-i Sina’yı da. Peki ya Cezerî’ yi? Sanayi devrimine zemin hazırlayan, bilimi sanatla buluşturan, farklı kültürleri ustalıkla yoğuran, eserlerini sırlar ve şifrelerle kuran, tarihe damgasını vuran Kürd. Mühendisliğin doruğuna çıkan, robotların, otomasyonun, mekanik ve sibernetik bilimlerinin temelini atan kişi.

 

Yıllar önce, hakkında yazılanları okumuştum. Hatta lisede, çıkardığımız okul gazetesine kendisiyle ilgili bir araştırma yazısı da yazmıştım. İtiraf etmeliyim: Şubat ayında İstanbul’da düzenlenen “Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri” sergisini gezene kadar bu denli etkilenmemiştim.



Görmek gerçekten bambaşka, görülen şey orijinalin bir gölgesi veya kopyası olsa da. İCM, Cezerî’nin bilim ve sanat harikası makinelerinin pek de estetik olmayan birer kopyasını yapmış. Sistemin nasıl çalıştığını yazıyla değil, şekille görünce hayran olmamak elde değil. Buyrun, küçük bir yolculuk yapalım:

 

850 sene öncesinin dünyasında bir konağa giriyoruz! Ve önümüzde, insan görünümünden farkı olmayan bir robot beliriyor. Elindeki balığın ağzından kadehimize dilediğimiz içeceği dolduruyor.

 



Bu, tarihin ilk insansı robotu. İnsana benzeyen ve insan davranışlarını yerine getiren bir android. Başlığının altındaki delikten göğsüne dolan içecek, balığın başını eğmesiyle ağzından ikram olarak bize sunuluyor. Boş kadeh yerine konuldukça, bu işlem yedi buçuk dakikada bir tekrarlanıyor.

 

İnsan beynine alınan bilginin yürekte işlenerek ikramını sembolize ediyor adeta. Balık, deryanın bilinçaltını ve bilincin derinliklerini sembolize eden sonsuz gizem.



Biraz ilerliyoruz ve karşımıza, insan şeklinde bir başka robot düzeneği (robot dediysek, öyle sert ve soğuk bir şey değil), bir elinde kapağına kuş kondurulmuş bir ibrik çıkıyor. İbriğin ağız lülesi, ejderha şeklinde. Diğer elinde bir havlu. Önce, ibriğin tepesindeki kuş ötüyor. Ötüşü bitince, ibrikten elimize su döküyor. El-yüz yıkama bittikten sonra, diğer eliyle havlu uzatıyor. Yanlış okumadınız, uzatıyor.



Biraz daha ileride; insan şeklinde, kasa aksamı olmadan kendi başına ayakta duran bir robotun elindeki şişeyle kadehini doldurduğunu ve yedi buçuk dakikada bir içtiğini görüyoruz. Tamamen teatral bir gösteri.

 

Sadece bu mu? Tabi ki değil. Ötede, bir kürsüde oturan ve yedi buçuk dakika aralıklarla birbirinin kadehini doldurup içen insan görünümlü iki robot var. Hem de kadehlerini içtiklerinde başlarını memnuniyetle sallayan iki robot.(Sahneleme fikrini Doğuda hayata geçiren Cezerî’nin bu konuda Yunan komedyasından etkilenmiş olması muhtemel görünüyor.)



Şen şakrak, muazzam bir ortam. Bir yanda, yedi buçuk dakikada bir bulunduğu dolabın kapıları açılan ve dolaptan çıkıp kadeh sunan hizmetli kadın, diğer yanda, havuzda yüzen bir kayığın içinde, bir eliyle ağzındaki kavalı tutan, diğer elinde kürekle ayakta bekleyen bir kayıkçı. Kayığın altındaki delikten dolan su, saatte bir kayığın dolmasıyla yerini kaval sesine bırakıyor. Ve kayıklı bir su saati daha. Yüksekliği, 161 cm. Nehir üzerindeki gezi ve eğlence kültürünü yansıtıyor. Dicle Nehri’ndeki gezilere gönderme olsa gerek.



Bir kayık maketi, ortasında oturan bir insan, üstünde yukarı doğru ağzını açmış bir ejder, ejderin ağız hizasında bir şahin ve bunların da üstünde kubbemsi tepede bir başka şahin. Sistemin ortasında oturan adam, elindeki çubukla yavaşça dönerek dakikaları gösteriyor. Kayık maketinin içinde bulunan tas, altındaki delikten su alıyor ve bir saat boyunca yavaşça alçalıyor. Bir saatin sonunda tas batıyor ve şahinin ağzından çıkan bronz bir küre, ejderin ağzına düşüyor. Ağırlaşan ejder başı, yavaşça alçalarak küreyi kayıktaki zilin üstüne düşürüyor ve sistem tekrar başa dönüyor. Düzenekte düşmüş kürelerin sayısı, (toplam 15 küre bulunuyor) saati gösteriyor.



Bir de insan figürleri açısından en kalabalık ve gösterişli eser olan, kadın ve erkek figürlerinden oluşan 175 cm boyunda müzikli eğlence kayığı var. Sohbet meclislerinde, bir havuza bırakılan ve her yarım saatte eğlenceli sesler çıkaran bir müzik kayığı. Müzik aletleri; tef ve arp gibi çalgılar. Mekanizma; yarım saatte bir, toplamda yedi buçuk saat sürüyor.



Diğer tarafta, anıt şeklinde, 5,8 metre yüksekliğinde Tavus Kuşlu Su Saati var. En üstte, dairesel pencerelerden oluşan saat kadranı, hemen altında, kendi etrafında 360 derece dönen dişi tavus kuşu, onun altında yavru tavus kuşları ve en altta yarım saatte bir hızla kendi etrafında dönen erkek tavus kuşu.


Ön cephenin üst kısmında bulunan küçük dairesel pencerelerin her birinin yarısı, gündüzleri her yarım saat sonunda kırmızıyla kaplanıyor. Geceleri ise ışıklanıyor. Bu sırada, erkek tavus kuşu kendi etrafında dönüyor, ortada bölmedeki iki yavru tavus kuşu ise birbirleriyle gagalaşarak ses çıkarıyorlar. Böylece, her yarım saatte bir şölen oluşuyor. Dişi tavus kuşu ise dakika kadranı vazifesi görerek yarım saat boyunca kendi etrafında dönüyor. Sistemin çalışması düzeneğin içinde akan suyla sağlanıyor. Küçük dairesel pencereler açılıp kapanıyor, tavus kuşları hareket ediyor ve ortama kuş sesi yayılıyor. (Bu düzenek, 14. yüzyılda Avrupa’da mekanik saatlerde kullanılan eşapman sisteminin ilk uygulaması.)

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Samson ve Delilah


Bir an bir şeyler içmek istiyoruz ve öküzlü bir içecek otomatı dikkatimizi çekiyor. Düzeneğin başında bir hizmetli duruyor. Düzenek bir öküzün üstünde oturan ve arkasında içecek küpü bulunan, öküzün sırtındaki satıcının elinin karışım kadranını organize ettiği ve talep edilen içeceği çeşmeden akıttığı bir mekanizma.


Hizmetli, dört ayrı renkteki içecekleri ve suyu ayrı ayrı küpün kapağından içine dolduruyor. Dışarıdan bakınca, hepsinin küpte birbirine karıştığını sanıyoruz. Oysa, öküzün karnındaki çok yönlü valf düzeneğiyle her bir sıvı ayrı bölümlere kanalize ediliyor ve birbirine karışması önleniyor. Bu düzenek, bir yandan fonksiyonel yapısıyla içecek sunarken, diğer taraftan teatral gösteriyle eğlendiriyor.



Bir diğer şaheser de 4 metreye yakın yükseklikte en üstte Güneş, Ay ve Zodyak takımyıldızlarının gökyüzündeki konumunu gösteren bir gösterge bulunan, altında ise alt alta iki farklı pencere bölümü olan, onun da altında sağlı sollu iki şahinin yer aldığı ve en altta da çalgıcıların olduğu bir anıt su saati.


Bu saat, güneşin yıl içinde değişen günlük hareketlerini değişken ibre hızıyla ölçebilen tarihteki ilk mekanik saat. Her saat başında bir pencere açılıyor ve bir insan figürü beliriyor. Hemen altındaki pencerede ise kısa özlü bir söz görünüyor. Saatin orta kısmında bulunan yarım daire halkası şeklinde dizilmiş küçük dairesel pencereleri sırayla aydınlatıyor, şahinlerin ağızlarından bronz bilyelerin düşmesiyle gong sesi duyulmasını sağlıyor. Bu arada, zeminde bulunan müzisyen heykelcikler de davul, zil ve borazan çalıyor. Bu işlem, bir gün veya gecede 3 kez tekrarlanıyor. Yine üst kısımda, güneş ve ayın o günkü yeri, burç kümelerine göre görülüyor.



Gezintiye devam ediyoruz. Ve işte en ilgi çekici eser: Filli Su saati. Yüksekliği 195 cm olan saat, kocaman bir fil üzerinde tasarlanmış. Filin başının üstünde, fil sürücüsü insan görünümlü bir robot var. Filin sırtına yüklü düzeneğin ortasında, her yarım saatte bir 180 derece dönen ve dakikaları gösteren yine bir insan figürü var.


Onun üstünde, ağzını yukarıdaki şahinlerin ağzı hizasında açmış iki ejder, iki şahinin ortasında da birer elini şahinlerin başı üstünde tutan Selahaddin Eyyübi ve saatin en tepesinde anka kuşunu sembolize eden bir kuş. Her yarım saatte bir tekrar eden animasyonlar, filin karnında bulunan tasın yarım saatte batması ve bronz bilyelerden birinin düşmesi sonucu kuşun kendi etrafında dönmesiyle başlıyor.


Sultan, elini bir şahinin başından kaldırdığında, o şahine ağzındaki topu bırakma izni vermiş oluyor. Açılan gagadan, ejderin ağzına bir küre bırakılıyor, ejder yavaşça süzülerek aşağı iniyor ve ağzındaki bilyeyi vazoya bırakıyor. Vazonun içine düşen top, ses çıkarıyor. Bu şekilde; filin boynuna düşen bilye, fil sürücüsünü hareket ettiriyor ve sürücü, elindeki aletlerle önündeki tepsiye vuruyor. Top da filin boynundaki açıklıktan çıkarak çıngırağa çarpıp yere düşüyor.


850 yıl öncesine gittiğimizi unutmuşçasına, hayretten ağzı açık bir şekilde konakta gezmeye devam ediyoruz. Ağzından su akıtan tavus kuşları, türlü çeşme otomatları, rahipli kan ölçme tekneleri, fıskiye ve ses otomatları, inanılmaz şifreli sandıklar ve türlü türlü sanat eserleri görüyoruz. Hem fonksiyonel, hem görsel, hem duyusal, hem de düşünsel eserler.



Kah mumlu saatlerle, maymunların, kılıçlı dövüşçülerin kullanıldığı mekanizmalara rastlıyoruz, kah sohbet meclislerinde hakemliği sembolize eden atlı süvari figürlerinin olduğu eserlerle karşılaşıyoruz. Hepsinde sanat, hepsinde estetik, hepsinde müzik ve ince hesaplar belirgin bir şekilde kendini gösteriyor.


Gezdiğimiz konak Diyarbekir’de ve 850 yıl önce, tüm bu olağanüstü robot, mekanizma ve cihazlar kullanılıyor. Bu yönüyle, tarihin ilk modern şehri olma gururunu yaşıyor. O dönemde Diyarbekir’deki kütüphanede, 140 bini aşkın kitabın bulunduğu söyleniyor. Bu da bu eserlerin sahibine; Çin, Yunan, Mısır, Hindistan ve kadim Aryan kültürü hakkında detaylı okumalar yapma fırsatı sunuyor.


Cezerî Kimdir?


Gezinin sonuna gelirken, “Kim bu şaşkınlık uyandıran dahi? İnsan şeklinde robotlar, saatler, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, otomatik çocuk oyuncakları, müzik aletleri, kan ölçüm cihazları ve burç hesaplayan cihazları yapan bu kişi, kim?” diye soruyoruz. Sorularımıza cevap bulmak için dev bir kitabeye yöneliyoruz.


Tüm bu sanat eserlerini ortaya koyan kişi, “Zamanın benzersizi” (Bediüzzaman) diye anılan ve Kürd Eyyübi Hanedanı döneminde Cizre, Hasankeyf ve Diyarbekir’de 1153 – 1233 yılları arasında yaşamını sürdüren Cizreli İsmail Cezerî. (Tabi ki onu Ebu Falan veya Filan diye okumuyoruz. Dönemin Arapça etkisindeki kitabi dili öyleydi. Yalın haliyle O, bildiğimiz Smaîlê Cizîrî aslında) Babasının adı Rezzaz. (Ne anlama geliyor bu isim, bir fikrim yok. Biraz sözlüklere baktım, yine de bir fikir edinemedim.) Lakabı Ebuliz (bavê rûmetê) yani; onur ve şerefin babası.


Bilindiği üzere, Kürd Eyyübi Devleti döneminde, Kürdler tüm dünyada nam salan birçok bilge yetiştirmişlerdir. Mekanikte İsmail Cezerî, Tarih ilminde Cizreli İbn-i Esir’ler, Ebul Fida’lar, İbn-i Ezrak’lar, felsefede İbn-i Halikan’lar, Suhreverdi’ler, kimyager Îbrahim Xelatî’ler, Astronomide Fahrettin Xelatî’ler, felsefe, tıp ve tarihte Şemseddin Şehrezûrî’ler, müzikte Seyfeddin Urmevî’ler, fizik, matematik ve yıldız biliminde Musa Kemaleddin’ler…


1174 yılına kadar Cizre’de kalan Cezerî, bu dönemde Zengiler’ in baskılarından olsa gerek Diyarbekir’e geçiyor ve Eyyübi yönetiminde olan Artuklu sarayında saygıyla karşılanıyor. Çoğunluğu Nasıruddin Mahmud döneminde (1200–1222) olmak üzere, 25 yıl Diyarbekir’de kaldıktan sonra Cizre’ye dönüyor ve burada ömrünün sonuna kadar yaşamını sürdürüyor. Öldüğünde, sahip olduğu saygınlık nedeniyle normal mezarlık yerine, Hazreti Nuh’un mezarının yan tarafına defnediliyor.

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Blogger'e Whatsapp Paylaşım Butonu Nasıl Eklenir?

1206 yılında, “El Camiu Beyn El-İlim Vel Amel, En Nafiu’ Fis-Sanaat il-Hiyel” (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar, The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices, Prof. Dr. Donald Hill, 1974) adlı kitapta, eserlerini ayrıntılı bir şekilde bizzat kendisi anlatmış. Bu kitabın bir nüshası, 1206 yılında Heskifli bir katip tarafından çoğaltılmış, kitabın 16 nüshası günümüze ulaşmış. Bunlardan 5’i Topkapı’da, 1’i Süleymaniye’de. Diğer nüshalar Bağdat (1), Dublin (1), Oxford (2), Leiden Universitesi (2), Paris Bibliotheque National (3) gibi kütüphanelerde bulunuyor. Cezerî’nin kitabı, sonraları; Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe dillerine tercüme edilmiş.


Kitapta ayrıntılı bir şekilde anlatıldığına göre; Cezerî, 6 robot, 8 su saati, 4 mum saati, 4 içecek otomatı, 5 çeşme otomatı, 4 kan ölçme otomatı, 6 fıskiye otomatı, 6 ses otomatı, 3 şifre ve matematik mekanizması ve 5 su yükseltme mekanizması icat etmiş.


Diyarbekir’deki Camiya Mezin (Ulu Cami) bahçesinde bulunan güneş saati ve Cizre’deki Camiya Mezin’ın kapısı ile kapı tokmakları olan ejderler de Cezerî tarafından yapılmıştır.


Cezerî’ nin, 850 yıl önce ortaya koyduğu teknoloji tüm çağları etkilemiştir. Dünyaca ünlü mimar, mühendis, matematikçi, anatomist, müzisyen ve heykeltıraş Leonardo Da Vinci (1452 – 1519) hatıralarında Cezerî’nin icatlarından faydalandığını belirtmiştir.


1330 – 1388 yılları arasında yaşayan ve ilk astronomik saati geliştiren İtalyalı ünlü bilim insanı Giovanni de Dondi de Cezerî’den etkilenmiş ve esinlenmiştir.


Cezerî’nin eseri ilk kez, Eilhard Wiedemann (1852–1928) ve Fritz Hauser adlı iki Alman mühendis tarafından tercüme edilmiştir. 1920’lerde Almanya’da, Cezerî’nin makinelerinin birer örneği yapılmış ve sergilenmiştir.


Daha sonra, İngiliz Mekanik mühendisi ve Doğubilimci Prof. Dr. Donald Hill (1922–1992) 1974 yılında Cezerî’ yi İngilizce’ ye çevirmiş ve şöyle demiştir: “Şimdiye kadar, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir medeniyetinde, Cezerî kadar bu derece mükemmel, pratik bilimsel ve kusursuz bir eser yazılmamıştır.” 1976 yılında Londra’da “Science Museum” da Cezerî’nin makineleri çalışır halde sergilenmiştir.


Nature Dergisi onu, 12. yüzyıl mühendisliğinin doruğuna erişmiş kişi olarak tanıtırken, Bilim Ve Ütopya Dergisi Ocak 2002 sayısında Cezerî’ye 51 sayfa ayırmış ve onu “Robotların ve otomasyonun atası” olarak tanıtmıştır.


Cizreli araştırmacı Abdullah YAŞIN’ ın girişimleri sonucu, 1990 yılında Cezerî adı ilk kez bir okula verilmiştir. Ardından 1995 yılında Cizre’de Cezerî Kütüphanesi, 1996 yılında ise Cezerî Müzesi açılmıştır.


2018 yılında ise İstanbul’da, Bayburtlu Çalışkan ailesinin girişimleriyle İstanbul Cezerî Müzesi (İCM) kurulmuştur. Bu kapsamda yapılan çalışmalarda, Cezerî’nin Kürd ve Cizreli oluşu belirtilmemekte, Türk ve Artuklu tarihi ön plana çıkarılmaktadır.


Günümüzde Cezerî, tüm dünyada mühendislerin başı, mühendisliğin babası, sibernetik ilminin babası, mekanik ilminin babası, robot ilminin babası ve dünyanın ilk analog bilgisayarını yapan kişi olarak tanınmaktadır.


  


Cezerî’nin Semboller Dünyası


Cezerî, eserlerinde; suyu, şarabı, kadının güzelliğini, müziği, bilimi, dansı, kültürel zenginlik ve felsefeyi buluşturmuş, eşsiz tablolar ortaya koymuştur.


Simge olarak Cezerî’nin eserlerinde heykelciliği, tavus kuşunu, iki başlı kartalı, yılan ve ejderhayı; fil, maymun, balık, şahin, ördek, rahip, şarap sunan kadın ve müziği kullanması bir hayli dikkat çekicidir. Bilindiği üzere, bu motifler (özellikle insan tasvirleri) Müslüman kültürde kullanılmamaktadır. Çağını, toplumunu ve dinsel kalıpları aşmayı başaran Cezerî’nin eserlerinde kullandığı bu motif ve metaforlar gelecekte çokça tartışılacak. Birkaçına bakmakla yetinelim:


Selahaddin Eyyübi: Filli Saat’in tepesinde oturan ve iki eliyle şahinleri ve düzeneği kontrol eden kişi; tarihin en kudretli Kürd sultanı, Selahaddin Eyyübî. https://www.historyandheadlines.com/may-22-1176-who-is-the-most-famous-kurd-in-history/


Cizre Kapı Tokmağı: Cizre’deki Camiya Mezin’ın kapısı için yapılan, karşılıklı duran iki ejder ve ortalarında yer alan aslan başı figürü de hayli dikkat çekicidir. Ejderler; badem gözlü, sivri kulaklı, kanatlı şekilde ve birbirlerinin kanatlarını ısırır pozisyonda, altta birbirine dolanan kuyruklarında kartal başı ile tasvir edilmişlerdir. Bu tasvirin, çeşitli sır ve tılsımları içerdiği açıktır. Bazı araştırmacılara göre; iki ejderle Dicle ve Fırat Nehirleri ve ikisi arasındaki Kürdistan coğrafyası sembolize edilmektedir. Aslan başı ise Kürdler’in gücünü, yurtlarının yöneticisi olma ve coğrafyalarına hükmetme hakkını göstermektedir.


Ejder: Ejder, iyiliği ve gücü sembolize ediyor. Cezerî’nin mekanizmalarında aktarma fonksiyonuna sahipler. Kürdistan’ın can damarı mahiyetindeki Dicle ve Fırat nehirlerine atfen kullanıldığı varsayılabilir.


Tavus Kuşu: Tavus Kuşu, birçok farklı kültürde simge olarak kullanılmış. Yunan tanrıçalarından Zeus’un karısı Hera’nın arabasını çeken kuş olarak resmedilir. Her rengi içerdiği için kemal düzeyini, tam oluşu simgeler. Êzîdîlikte, Tavus Kuşunun Tanrının yarattığı 7 melekten en büyüğü olduğuna inanılmakta, Tanrıya karşı geldiğinden 7000 yıl cehennemde kaldıktan sonra pişman olduğu ve döktüğü gözyaşlarının 7 büyük testiyi doldurduğu ve bunların cehennem ateşini söndürdüğüne inanılmaktadır. Bunun üzerine, Tanrı tarafından affedilip, Tanrının temsilcisi olarak yeryüzüne gönderilmiştir.

 

Kuyruk tüyleri geniş bir renk skalası içerdiğinden, her biri farklı bir renkle ifade de edilen  gök katlarının derecelenmesini ve bu farklı frekanslardaki ortamların tamamını simgeler. Sembol, en çok bu anlamda kullanılmıştır. Kuyruk tüylerindeki gözleri, bilgeliği simgeler.

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Kısır Bir Döngü: Tekelleşme – 3

Alfabe: Cezerî, kitabında 21 adet Arap harfini kullanmış ve her harfe karşılık iki işaretle temsil edilmiş, ancak (Kef) harfi bir işaretle temsil edilmiştir. (Bilindiği üzere Kürd kelimesi Kef harfiyle başlar.) Bunu niye böyle yaptığını bilemiyoruz. Gizli simya ilminden esinlenerek yaptığını bir kısım araştırmacılar tahmin etmektedir.


Kürdçe Dili: Cezerî’nin kitabında yer alan kelimelerden 700 tanesinin Kürdçe olduğu araştırmacılar tarafından belirtilmektedir. Mîzab (suyu aktaran ince boru), baziyan (kartal), destûr (regülatör), şinaber (çember, halka), sonbazec (yüzey temizleyici), sewelcan (ahşap baston), derazink (kapı çerçevesi), qendîl (kandil), birkar (daireyi bölümlere ayıran alet), nermazec (eklem, mafsal), karizvan (çubukları birbirine bitiştiren şey), sosin (zambak) bunlardan bazılarıdır.


Burçlar: Cezerî’nin eserlerinde sıkça ve belirgin bir şekilde burçların da sembolize edildiği görülmektedir. Kürdler’in en eski atalarından olduğu varsayılan ve milattan önce 3. bin yılında hüküm süren Gudiler (Cudiler) döneminden kalma, Cizre Bazibda (Yafes) Köprüsü’nde, sekiz gezegeni ve burçları simgeleyen kabartmalar bulunmaktadır. Cezerî’nin bu tevarüsten etkilenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.


Bilime ve insanlığa sunduğu eşsiz armağanlarla adını altın harflerle tarihe yazdıran Cizreli bir Kürd’ün fantastik ve sırlı dünyası hala gizemini koruyor. Her tarafa heykeli dikilesi bu adam, sahipsizlikten gereği gibi tanınmıyor bile.

 

Geleceğin dünyası, yerini Da Vinci’nin şifrelerinden Cezerî’nin şifrelerine bırakmaya gebe. 850 yıllık sır sandıkları er geç kapaklarını açacak, iki nehir arası bir kez daha dünyanın gözdesi olacaktır:


“Hangi yöne dönersen dön himmet seninledir

Zühre yıldızı elçin, Zühal hizmetkarın olsun senin

 

Devlet ayının ışığı mumunun bir parıltısı olsun

Yücelik güneşi bir şulesi olsun nurunun senin”[1]


Şimdi, Cezerî şu soruyu sormayı bize farz kılıyor: 850 yıl önce; tarihteki ilk robotu icat eden, bilgisayarın altyapısını kuran, mekanik ve sibernetikte devrim yapan Kürdler uzaya ne zaman çıkacak?


Necat Zivingî


Not: Bu yazının ortaya çıkmasını sağlayan, Cezerî’nin torunu Sevgili Salomé Cizrawî’ ye minnettarım.


[1] Melayê Cizîrî

Yazıdaki rekonstrüksiyonlar, Durmuş Çalışkan’ın “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri” adlı eserinden alınmıştır.