Korkoro, Sinema

Leyleğin Çocukları, Je Suis ne d’une Cicogne

Filmde; yasa ve devlet, bir eve haciz için gelen polis ve mübaşirin temsilliğinde uzatmaya hiç gerek görülmeden kısaca tanımlanır. Disiplin ve denetim toplumunun ciddi, gergin, duygusuz yüzünün mekanizması birtakım anarşist çekiç darbeleriyle gevşetilip gülünçleştirilir. Verili düzene karşı üç işsiz genç tarafından düzensiz bir ayaklanma başlatılmadan evvel, iş sahibi olmanın ve düzene ayak uydurmanın sıkıntı, stres ve mutsuzluk ürettiğinin altı çizilir. Böylece film bir bakıma aylaklığa övgüdür. Ancak bu aylaklığın ilkesi eylemsizlik değil, aksine fark olumlandığından meta, sömürü ve yabancılaşma üretmeyen eylemdir.


Anarşist etikte hırsızlık mutlak kötülüğü değil, ihtiyaç için -kibarlık gerektirmez, ödünç almaya dönüşür, silah bir katliamı değil işsizliği sembolize eden, ücretle açılan kilidi kıran bir araca, leyleklerin göçebeliği özgürlük, papağanların sahiplerini tekrarlaması ve leyleği yaralayan avcılar faşizm sembolüne dönüşür.



Filmin ana karakterlerinden biri olan Muhammed adı verilen leylek, aslında kendi doğası içinde, doğasının seyrini süren, burjuva sınır bilmeyen özgür bir kuştur. Ancak Fransa üzerinde göç yolunda iken bir avcı tarafından yaralanması, doğasını sekteye uğratır. Avcı için faşist denilir, bir özgürlük sembolüne dönüşen leylek tüm göçebe ruhlar ve göçmenler nezdinde yaralanmıştır. Haritasız, amaçsız bir şekilde kendilerini tesadüfi karşılaşmalara bırakmış üç genç çalıntı/ödünç araçlarında seyir halindeyken leylekle karşılaşır ve bu leyleğin yaralarını sardıktan sonra göçüne kaçak yollardan ulaştırma amacı edinirler. Avcı/faşistlerden dolayı leyleklerin dahi sınırlara takıldığı, yaralandığı bu dünyada insanların özgürlüğü ne durumdadır?



Göç olgusu tartışılırken günümüzün asimilasyonun hafif şiddetlisi olan entegrasyon/uyum sağlama olgusu “Uyum sağlayacağımız şey ya hastalıklıysa?” izlenimiyle sorunsallaştırılır.



Şiddet, asimilasyon ve sömürü baskısı karşısında –Fanon’un bakış açısından bakmak gerekirse, bireyler düzeyinde arındırıcı bir güç, bir özgüven kazancı olarak gösterilirilir.


Che Guevara, Guy Debord ve sömürgecilik karşıtı yazarların kitaplarını sürekli okuyan, burjuva sinemasından nefret eden Ali karakteri üzerinden göçmen kişilik algısı dağıtılır.


Temsil, gösteri ve metalaşma üzerinden eğlence üreten endüstriyel sinema, hem teknik hem de senaryo üzerinden bozguna uğratılır.


Film, göçebeliğe yapılan vurgular üzerinden rengarenk neşe dolu bir çingene havası olarak da okunabilir, gevşek bir saygı duruşu olarak da.


*Film 22 yaşındayken bir kamyonun altında Fas’tan Fransa’ya geçen Cezayirli Muhammed’e adanmıştır.



Tony Gatlif, Leyleğin Çocukları (Je Suis ne d’une Cicogne) 1999


İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Okur ve Yazar: Delikleri Büyüt!