Mitoloji

Nar ve Mitolojik Arka Planı

Mitolojiler, yaşam enerjilerimizi besleyen saf kaynaklar olup, insanın kökene dönüş arzusuna sembolik bir yol haritası çizmektedir. İnsanlar tarih boyunca doğayı yorumlarken kişileştirme, somutlaştırma yoluna gitmiştir. Anlam veremediği ya da zihninde şekillendiremediği güçlere insan, hayvan veya bitkilerden yakıştırmalar yapmıştır. Bu yakıştırmalar beraberinde yorumlamaları getirmiş bu yorumlamalar da mitolojinin kökenini oluşturmuştur. Mitoloji doğa ile iç içedir. Doğada görülen belli bitki ve meyveler mitolojik hikayelerde yer alır. Bu meyvelere tanrı ve tanrıçalara atfedilerek kutsallık verilir.



Geçtiğimiz günlerde sevgili Hakim Zeyrek’in “Botan Mitolojisi ve Halk İnançları” isimli kitabı Avesta Yayınları’ndan çıktı ve Botan bölgesinde günümüzde hala varlığını koruyan birtakım ritüel ve inanışlar nereden gelmiştir, halk inanışlarının uygulamaları nasıldır, bunların psikolojik, mitik ve antropolojik arka planında neler vardır diye merakla okumaya başladım. Kitaptaki birçok şey çok tanıdık ve okuduğum mitolojik metinler ile ilişkiliydi. Gelinlerin eve girmeden önce kapı eşiğinde yere atmak suretiyle nar kırması, benim de evlenirken yaptığım ve yılbaşı gecesinde de her sene sürdürdüğümüz bir gelenekti. Peki ya narın arketipik ya da mitolojik hikayesi ne olabilirdi?



Nar, diriliş, cinsellik, verimlilik ve evlilik gibi pek çok sembolik anlam taşıyabilmektedir. İlkçağda nar; toprak ve bereket tanrıçası Demeter yanında, evlilik tanrıçası Hera ve aşk tanrıçası Afrodit’e de atfedilmiştir. Nar evliliğin sembolüdür ve eşlerin birlikteliğinin ebediyetini sağlar. Demeter’in şerefine ilkbaharda düzenlenen Eleusis ayinlerinde papazlar nar dalından yapılma taçlar takarlardı.


Ayrıca nar, sayısız çekirdeğinden dolayı sık sık doğanın bereketini temsil etmek için kullanılmıştır. Bu meyve, insan soyunun tohumunu taşıyan Nuh’un gemisine uygun bir amblem olarak da görülmüştür. Birçok Yunan tanrısı ve tanrıçası ellerinde nar meyvesi tutarken tasvir edilmiştir, belli ki bu tanrı ve tanrıçaların hayat ve bolluk verdikleri gösterilmek istenmiştir. Kral Süleyman’ın tapınağının önündeki Jachin ve Boaz sütunlarının üzerinde nar meyvesi asılıdır ve Yehova’nın emriyle rahiplerin ayin kıyafetlerinin üzerine narçiçekleri işlenmiştir. Yahudi geleneklerine göre nar, yaşamın ve refahın işareti olarak yılbaşı (Roş Haşana) akşamı yenmektedir. Yunanlılara göre nar, titanlar tarafından öldürülüp Jüpiter’in annesi Rheia tarafından diriltilmeden önce üzüm ve şarap tanrısı Dionysos’un akan kanından fışkırmıştır.



Zerdüştlükte nar, doğurganlık, ölümsüzlük ve zenginlik sembolü olmuş. Zerdüştlerin evlilik ritüellerinde ve tapınma törenlerinde nar kullanılırmış. Tüm yıl boyu yeşil kalan nar bitkisi, ruhun ölmezliğini; bir tek narın içindeki binlerce tanecik de refah ve zenginliği simgeliyordu. Yine Sümerlerde Tanrıça İnanna ile özdeşleşen Huluppu ağacının nar ağacı olduğu düşünülmektedir. Çivi yazılı metinlerde “GIŞ. NU.UR.MA.” olarak geçen kelime nar ağacı olarak değerlendirilir. Tanrıça İnanna, aşkın sevginin doğurganlığın, kadınlığın simgesidir. Assur kaynaklarında da nar, aynı özelliklere sahiptir. Nar, antik kültürlerde kadını temsil etmiştir. Yunan mitolojisinde nar birçok kadına isim olarak verilmiştir. Nar anlamına gelen “Side” şehrinin ismi bunlara bir örnektir Side’nin baş tanrıçası Athena, onun kutsal meyvesi de nardır.


Hera, kadınları gözettiğine, onların hayatını düzenlediğine, analığı ve doğumu koruduğuna inanılan tanrıçadır. Hera’nın da sembolü nardır. Hera, yüksek tahta oturmuş, elinde nar ve kuğu kuşu bulunan asası ile tasvir edilir. Nar, tanrıça Hera’nın varlığını ve gücünü temsil eder, enerji ve sağlık vermesi yönüyle çoğalmanın sembolü olarak görülür.



İlginçtir ki, mitolojide mevsimlerin oluşumu da narlara dayanıyor. Hikaye nasıldır, buyrun okuyalım:


Persephone, bereket tanrıçası olarak bilinen Demeter’in güzeller güzeli kızıdır. Babası söylemeye gerek bile yok, tabii ki Zeus’tur. Yunan mitolojisinde bolluk ve bereket tanrıçası Demeter’in kızı Persephone annesi ile birbirlerine çok düşkünlerdir. Persephone’yi gören ölüler tanrısı Hades, onun gençliğinden ve hayat enerjisinden etkilenir. Bu aşk karşı koyamayacağı bir hale geldiğinde, onu yanına getirmek için bir plan yapar. Persephone bir gün arkadaşları ile kırlarda dolaşırken bir nergis çiçeği koparır, toprak yarılır ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades yeryüzüne çıkar. Persephone’ye kollarını sarar ve onu kendisiyle beraber yer altına götürür.


Çok sevdiği kızının kaybolduğunu anlayan Demeter, Zeus’a gider ve kızının nerede olduğunu öğrenir. Bereket tanrıçası, Hades’e o kadar kızar ki tanrıları cezalandırmaya karar verir. Kızının kaybolmasına sinirlenen Demeter, kızını bir daha görene kadar yeryüzünde meyve yetişmesini engelleyeceğini söyler ve kıtlık baş gösterir. Tüm dünyaya yayılan açlığı durdurmak amacıyla Zeus, arabuluculuk yapmayı teklif eder. Demeter ile beraber Hades’in krallığına giderler. (Bu arada beni okuyanların hatırlayacağı üzere Hades ve Persephone’nin yaşadığı krallığından, çocuklarından vs söz etmiştik.) Araya giren Zeus, Persephone’nin yılın üçte birinde Hades ile geri kalanında Demeter ile kalacağını söyler. Bu şarta uyulmayacağından endişe eden Hades, Persophone’ye hatıra olarak nar tanelerini yedirir. Okuyanların bildiği üzere ölüler ülkesinden bir şey yiyenlerin artık oradan çıkması mümkün değildir.



Fakat Demeter’in öfkesinin yıkıcı sonuçlarını gören Zeus, Hades ile bir anlaşmaya varmak zorundadır. Bu anlaşmaya göre yılın yarısında Persephone Hades’in yanında kalacak, onunla beraber yer altına hükmedecektir. Geri kalan vaktinde ise annesinin yanında olacaktır. Antik Yunan’da bu mit, mevsim değişikliği ile ilişkilendirilmiştir; Persephone Hades’in yanındayken kış, annesinin yanındayken de yaz olduğu söylenir. Ayrıca, bu mitte Persophone’nin nar taneleri yiyerek kendini Hades’e adadığını göstermesi dikkat çekicidir. Bu evlilik bağının çözülmezliğinin sembolüdür.

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Mersin Ağacı, Adonis, Adonis Kompleksi, Manisa Lalesi

Belki de evlenirken, eve girmeden önce kapı eşiğinde nar kırmamızla bunun da bir ilişkisi vardır…


Ayrıca Yunanlı kadınların bu mit adına kutladıkları bir bayram bile vardı. Sekiz gün süren Thesmophoria bayramında kadınlar, kocalarından uzaklaşıp anne kızın yeniden bir araya gelmesini kutlarlardı. Cizre’de haftanın belirli bir günü seçilir ve kadınlar o gün anne evine gider, eşleri olmadan yatsıya kadar birlikte vakit geçirirler. Son dönemlerde eşler de eşlik etmeye başladı. Konudan bağımsız olmakla birlikte buraya çağrışım olarak dipnot düşmek isterim. Bir diğer yazıda görüşmek üzere.