Resim, Sanat

Pieter Bruegel, Dulle Griet – Mad Meg

Hayatta kalma savaşımızda bizim için biyolojik açıdan önem taşıyan belli oluşumlar karşısında özellikle hızlı tepki gösterdiğimiz yolundaki kuram, çok sayıda yandaşı bulunan akla yakın bir kuramdır. Bu kurama göre insan yüzünün çizgilerini tanıyabilme doğuştan bizde varolan bir eğilimden kaynaklandığından, ancak kısmen öğrenmek zorunda olduğumuz bir çabadır. Bir insan yüzünü uzaktan da olsa andıran bir şey görüş alanımıza girdiği anda bunun ayırdına varıp, herhangi bir tepki gösteririz. Yüksek ateş veya aşırı yorgunluk nedeniyle dikkatimizin azaldığı durumlarda, duvar kağıtlarındaki kimi desenleri korkutucu ya da alaylı suratlara benzetmemiz, hepimizin yaşamış olduğu bir durumdur.


Bir pareidolia örneği


Bu durum, “pareidolia” olarak bilinen psikolojik bir fenomendir ve insan beyninin belirsiz veya rastgele uyaranlarda (bulutlar, gölgeler, desenler gibi) tanıdık şekiller (özellikle yüzler) algılama eğilimini ifade eder. Yüz tanıma, sosyal türler için öylesine önemlidir ki beyin bir sistem geliştirmiştir. Evrimsel açıdan karanlıkta bir düşmanın yüzünü erken fark etmek hayat kurtarıcıdır. Bu yüzden beyin, hemen bir eşleme stratejisiyle iki göz ve ağız deseni arar, eksik veriyi tamamlar (gestalt psikolojisi).


Pieter Bruegel the Elder, Dulle Griet adlı tablosunda bu psikolojik özellikten mükemmel bir biçimde yararlanmıştır. Bu türden bütün sezdirmelerin işini kolaylaştıran bir eğilimi içimizde doğuştan taşıdığımızdan, böyle bir çizimde bir insan yüzünün saptanması rahatlıkla gerçekleşebilmektedir.


Pieter Bruegel, Dulle Griet – Mad Meg


Bu resimde yuvarlak bir penceresi ve geniş bir kapısı bulunan bir ev, her şeyi yutan koca bir ağzı bulunan bir başa dönüşmektedir; bir kafanın cehennemin ağzını betimlemesi, bu izlenimi daha da güçlendirmektedir. Resme baktığımızda bunu ağzını açmış bir insan yüzü olarak seçiveriyoruz.


Duygu düzeyimizde bir pencereyi bir göz, bir uçurumu da koca bir ağız olarak duyumsamamız olasıdır. Buna karşılık aklımız, gerçeğin dar kategorisi ile metaforik olanın geniş kategorisi arasında ayrım gözetmekte, böylece de resim ile gerçeklik arasına ayırıcı bir duvar koymakta direnmektedir.



Tabloyu biraz daha yakından inceleyelim:


Dulle Griet, Bruegel’in insan doğasına dair keskin gözlemlerini ve toplumsal eleştirilerini fantastik bir dille birleştiren bir başyapıttır. Eser, Rönesans’ın alegorik geleneği ile halk kültürünün benzersiz bir sentezidir. Tabloya ilk olarak baktığımızda bir Hieronymus Bosch havası seziyoruz. Daha önce incelediğimiz Bosch’un The Garden of Earthly Delights (Yazının Türkçesi’ne yorumlar bölümünden ulaşabilirsiniz.) ile benzer temaların işlenmesi ve o grotesk üslup dikkat çekiyor.


Orta Çağ alegorileri, dini sembolizm ve halk masallarının karmaşık bir bileşimi olarak Dulle Griet, Flaman kültüründe “Deli Griet” olarak bilinen, açgözlülüğü ve şeytani güçleriyle ünlü bir halk figürünü tasvir ediyor. 



Arka planda, ateşler içindeki bir kent ve tıpkı Bosch’un tablolarından tanıdığımız grotesk yaratıklarla dolu bir kıyamet sahnesi görülüyor. Kırmızı ve turuncu tonlardaki alevler, kaos ya da cehennem hissini güçlendiriyor. Cehennem tasviri, İncil’deki Kıyamet Günü’ne gönderme yapıyor.



Merkezde, elinde kılıç ve yağmalanmış eşyalarla dolu bir sepet taşıyan, zırhlı kadın figürü; Griet ya da bir diğer adıyla Margriet veya Meg. Bu isim genellikle huysuz ve duygusal açıdan büyük patlamaları olan kadınlar için aşağılayıcı bir anlamda kullanılıyor. Tablo Mad Meg olarak da biliniyor.



Griet’in elindeki sepette altın ve mutfak gereçlerine benzeyen eşyalar görüyoruz, kolunun altında bir de sandık var. Kaosun ortasında bir elinde kılıç varken diğer elinde bunları hala taşıyor olması dünyevi zenginliğe düşkünlüğü sembolize ediyor. Savaş ve yıkım ortasında bile yağmaya devam ediyor, Bruegel burada hırsın insanı nasıl yozlaştırdığına vurgu yapıyor. 16. yüzyıl Flaman toplumunun ahlaki çöküntüsüne bir eleştiri olabilir.


Griet’in zırh giymiş ve kılıç kuşanmış olması dönemin geleneksel kadınlık normlarını yıkıyor. Resim her anlamda bir tür altüst olmuş dünyayı tasvir ediyor.



Fantastik canavarlar ve detaylar inanılmaz.


Yaşamı boyunca atasözleri, illüstrasyonları ve mizahıyla ünlü olan Pieter Bruegel’in özünde hicivli alegorik bir tablo olan bu eserini nasıl buldunuz?


Görüşmek üzere.


İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  The Color Purple (Mor Yıllar)