Resim, Sanat

Sanatın Şeytanı – Caravaggio

Selamlar, çılgınları severiz efenim malumunuz. Tarihteki çılgınlardan biri daha, Caravaggio! Başı beladan kurtulmayan, sürekli aranan, isyankar, Kilise ile sürekli kavgalı, inanılmaz bir yetenek. O kadar esprisini yaptık, feyz aldık, Barok döneminin öncülerinden olan bu hırçın beyin hayatına gelin birlikte bir göz atalım.


Caravaggio – Boy bitten by a Lizard


Yaratıcı Mizah


Caravaggio, ismini bir kasabadan almış. Nasıl mı? Efenim, ailesi, Milano’da başlayan şu meşhur veba salgınından kaçarak Caravaggio kasabasına yerleşiyor. Babası ve babaannesini burada vebadan kaybediyor, birkaç sene sonra da annesini.


Caravaggio, ilk gençlik yıllarından itibaren kavgacı ve öfkeli biri olarak biliniyor. Milano’da aldığı resim eğitiminin ardından, dönemin sanatçılar açısından gözde şehri Roma’ya gitmeye karar verdi deniliyor. Fakat olayın aslı bu değil, aslında bir memuru yaralama suçundan kendileri Roma’ya kaçıyor. Hatta Roma’da da bir adamı öldürüp Malta’ya kaçıp burjuva sınıfından oluşan San Juan Şövalyelerine katılıyor ama orada da rahat durmayıp şövalyelerden birini öldürüyor.


Tarihteki serseri sanatçılardan bir Arthur Cravan, bir Caravaggio’nun hayatı beni çok etkilemiştir. Caravaggio, hayatını genellikle Roma’nın yeraltı dünyasında, içerek, kavga çıkararak, sokak kadınlarıyla yaşayarak geçiriyor. Meryem Ana’nın ve azizelerin tablolarında, birlikte olduğu fahişeleri model olarak kullanıyor. Azizleri, ellerindeki nasırlarla, ayaklarındaki çamurlarla çizmekten geri durmuyor. Bu yüzden, sürekli din adamlarının tepkisi ve tutuklamalarla, dışlanmalarla karşı karşıya kalıyor.


Efem, biliyorsunuz ki 1500’lerin Avrupası çok katıydı ve din adamları Kilise egemenliği sayesinde her şeyde söz hakkına sahiptiler. Haliyle sanatın da tek alıcısı Kiliseydi. Yapılacak eserlerin nasıl olması gerektiğinden tutun, kullanılacak boyaya kadar kurallar koyar ve sanatçıdan kurallara uymasını isterlerdi. Işte Caravaggio, bu dönemde, Kiliseyi karşısına alan deli-dahi bir sanatçı olması nedeniyle de oldukça önemlidir.


Sanatçı, o dönemde geçerli olan standart güzellik algısını göz ardı ederek, insanı zorlayan bir gerçeklikle eserler vermiştir. Resimlerindeki bu doğal gerçeklik ve konuları sansasyonel ele alış şekli yüzünden başı beladan kurtulmamıştır.


Erken dönem tablolarında modellik yapan erkek çocuklarla da homoerotik ilişkileri olduğu söyleniyor (Donald Posner). Resimlerine laf edenlere hakaret ediyor ya da onları bıçaklıyordu. Bu nedenle sürekli hapse girip çıkıyordu.


Hatta efenim, kendisine modellik yapan hayat kadınlarından biri olan Leda’ya aşıktı. Roma’da sevilen bir kadın olan Leda’ya aşık başka biri daha vardı ve bizim delifişek Caravaggio onu düelloya davet etti. Adam düelloyu reddedip, üzerine bir de modeli Leda’yı sipariş verince, Caravaggio onu bıçakla ağır yaralayarak öldürdü. Bu olay üzerine başına ödül konuldu, Roma’dan Cenova’ya kaçtı. Orada da kavga ettiği bir çavuşu kafasını taşla parçalayarak öldürdü ve en nihayetinde ölüme mahkum edildi.


Caravaggio’nun ölümü üzerine birçok şey söyleniyor. Kimi kaynaklar, Malta’ya kaçtığını ve şövalyeliğe soyunduğunu, ancak bir yargıcın oğlunu baştan çıkarınca aranmaya başlayıp, Napoli’ye kaçtığını söylüyor. Burada bir kavgada bu sefer kendisi bıçaklanıyor, Şövalyeler Napoli’de onu yakalıyor. Porto Ercole kalesine hapsediliyor ve iltihap kapan yaraları yüzünden burada öldü deniliyor.


Bir başka kaynağa göre (Lambert) kaleden de kaçmayı başarıyor. Napoli’yi terk edeceği tekneyi beklerken gene kavgaya tutuştuğu o civardaki serseriler tarafından katlediliyor. Ölümü hala sır olsa da 1610 yılında cesedi kumsalda bulunuyor. Hem de henüz 38 yaşındayken.


Çağdaşı Poussin, Caravaggio’nun sanatı yok etmek için dünyaya geldiğini söylüyor. Caravaggio geleneği parçalamakla kalmıyor, Kilise’nin kutsal ikonografisini de çiğniyor. Kilise otoriteleri sürekli onun “kokuşmuş ve çürümüş” olduğu yolundaki yargıları yayıyor ve ölümünden sonra da sanatçıyı unutturmak istiyor. Buna rağmen birçok ressam onun eserlerini görmek için İtalya seyahatine çıkıyor ve eserlerinin kopyalarını yapıyor. Rubens, Guido Reni, Velázquez, Delacroix, Manet gibi büyük ustalar hep ondan esinleniyorlar.


Tablo analizi, hikayesi yazmayalı, okumayalı epey zaman oldu. Işığın, gölgenin ve karanlığın efendisi Caravaggio’nun hemen her eserini inceleyip detaylıca yazmak isterim. Bu yazıyı hayatına ayırmış olalım ve ilerde tablo analizinde görüşmek üzere sözleşelim.


İzlemek isteyenler için, kendisiyle ilgili 1986 yapımı filmi şuradan izleyebilirsiniz.



Görüşmek üzere.


İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Jiyana Fotografgira Şoreşger Tina Modotti û Fotografên Wê