Kadın, Sanat, Sinema

The Color Purple (Mor Yıllar)

Usta kalem Alice Walker’ın aynı adlı romanından uyarlanan ve yine Steven Spielberg gibi usta bir yönetmenle beyazperdeye taşınan The Color Purple (1985), kadının ve kadınlığın hikâyesini anlatan çarpıcı bir yapımdır.



Whoopi Goldberg, Danny Glover, Oprah Winfrey, Adolph Caesar, Rae Dawn Chong, Akosua Busia ve Willard Pugh gibi çok yönlü bir oyuncu filmin kadrosunda yer alıyor. Kuzey Carolina’daki enfes yerlerde, enfes sahnelerle çekilen drama, Quincy Jones‘un duygusal müzikleriyle, bizlere hissettirdiği duygular, verdiği mesajlar ve sorgulama arzusu uyandırması ile tadından yenmez bir hal almış.



Filmin kahramanı Celie, 14 yaşında iken “baba” dediği adam tarafından tecavüze uğrar. “Sevgili Tanrım, on dört yaşındayım. Hep iyi bir kız oldum. Belki bana bir işaret gönderebilirsin. Başıma gelenleri anlamama yardım et. Bir gün babam yanıma gelip, annenin yapmadığını sen yapacaksın, dedi…”



Hayatında ilk tanıdığı adam tarafından daha 14 yaşında çocukluğu ve kadınlığı elinden alınır. Yıllar geçtikçe, bu lanet adamdan iki çocuk doğurur. Çocuklar doğar doğmaz elinden alınır. Üstelik tüm bu insanlık dışı muamelenin faili, tanıdığı ilk erkek olan babasıdır. “Sevgili Tanrım, küçük kızımı gördüm. Biliyorum, oydu. Tıpkı bana ve babama benziyordu… Gözleri tıpkı benim gözlerim, her şeye benim baktığım gibi bakıyor.”



Celie, ikinci çocuğunu dünyaya getirip ondan kaparıldıktan sonra babası tarafından dört küçük çocuğu olan dul Albert (Danny Glover) ile evlenmeye zorlanır. Bu arada Celie’nin hayatta tutunduğu tek varlık olan kız kardeşi Nettie vardır. Nettie, kız kardeşleri yalnızca ölümün ayırabileceğine yemin ederek ona  yazmaya söz verir. Albert, Celie’yi durmadan aşağılar, azarlar, ona her türlü şiddeti uygulamaktan geri durmaz.



Bir gün Nettie, babasının yaptıklarına daha fazla dayanamaz, ablası Celie’nin yanına kaçmaya karar verir. Celie onu görünce çok mutlu olur ama bu da uzun sürmez. Nettie, ablasına okumayı öğretir ama sonunda Albert’in şehvetini uyandırır(!) Albert’e karşı koyup kendini koruyunca da kapının önüne konur.



Yine hayatlarındaki egemen erkek güç tarafından birbirlerinden koparılırlar. Mektuplar gelmez olur, Albert hepsini Celie’den saklar. Celie en çok terk edilmiş ve yalnız hissettiği anda, hayatında iki arkadaş belirir. Sofia (Oprah Winfrey) ve Albert’in önceki evliliğinden olan oğlu Harpo (Willard E. Pugh). Harpo Sofia’yı eve, babasıyla tanıştırıp evlenmek üzere ondan izin almak için getirir. Sofia, inatçı, tutkulu, dişli, baskın biridir. Sonra evlenirler,  fakat evliliklerinin henüz başlarında bu baskın kişilik, Harpo’nun egemenlik sınırlarını iyice zorlayınca Harpo, çaresizlik içinde Sofia’yla nasıl başa çıkacağını Celie’ye danışır.


Aldığı cevap, ideolojinin, erkek egemen toplumda yine erkeğin oluşturduğu, sözde “geleneksel” kabullerin ve dayatılıp maruz bırakılan muamelelerin kadın tarafından nasıl içselleştirildiğinin, yürek burkan bir göstergesidir. Korkulu, çekingen, titrek bir sesle dile getirdiği sözcükler, Celie’ye bile irkiltici gelir: “Döv onu.” Çünkü bildiği tek şey budur, tanıdığı ilk erkek ona bunu öğretmiştir



Sofia, şiddet gördükten sonra evi terk eder, bu filmde erkeklerin aldığı ilk “yenilgi” olur. Filmin ilerleyen sahnelerinde, Celie’nin başka bir noktayı temsil eden bir kadınla, Shug’la tanışması ile kendini, kadınlığını, hayatı keşfetmesine tanık oluyoruz. Shug, tavernalarda şarkı söyleyen, evde eşlerini döven onları birer hiç olarak gören erkeklerin hayallerini süsleyen cazibeli kadın. Celie, Sofia’da azmi, kararlılığı, gücü görürken Shug da ise bambaşka şeyler görür.



Shug, erkeğin zaaflarından yararlanarak onunkinden daha zayıf ve hassas olan bedeniyle kadının, erkek gücünü nasıl kolayca kontrol altına alabildiğinin temsilidir. Shug, bedeninin farkındadır; Celie’nin aksine, bedenine sahip olunmamış, -görünürde- bizzat kendisi, bedenine sahip olmuştur. Ne var ki yüzeydeki bu durumun altında, aslında tam tersi bir güç dengesi yer almaktadır. Shug’un, egemen erkek gücüne karşı böyle bir meziyetle direnmesi, yani bedenin karşı bir güç unsuru olarak kullanılması, onun içsel, potansiyel ve doğal bir güç olmadığının, erkek bakış açısı nedeniyle ortaya çıkarılan mecburi bir silah olduğunun göstergesidir. Yani kadın, erkeğin onu algılayış biçimine göre şekil alıp yine erkek tarafından metalaştırılan bedenini, erkeğe karşı bir güç olarak kullanmak zorunda bırakılmıştır.



Shug, kadınlığını kendisi için değil, erkek için, erkeğe direnmek ve onu kullanabilmek için yaşatır. Bu anlamda Shug’un bedenine de ideoloji ve toplumsal normlar –bir bakıma yine erkek- tarafından sahip olunmuştur.


Erkeğin yarattığı bu dünyada kadının dili, kadının sözcüğü geçerli değildir; savaşlar bile yalnızca erkeğin kurguladığı dilde ve yöntemlerle gerçekleşir.


Daha fazla spoiler vermeden devamını özetlemek gerekirse; Celie, kendisinden koparılan iki çocuğu, kardeşinin saklanan mektuplarını ve en önemlisi kendisini bularak, parmağındaki yüzüğün, boğazına düğümlediği esaret zincirini kırıp Albert’i terk eder. Bir kadının bu dönüşümünü izlemek çok keyif verici.



Bir film, sizi bir yerlerinizden yakalıyor, size dokunuyor ve sarsıyorsa sadece bir film değildir. Oyunculuklar şahane, Whoopi Goldberg, Celie Johnson rolü sayesinde drama dalında En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülünü kazanmıştır. Hepimiz Celie gibi çirkin hissettik mi? Hepimiz gülümsemekten korktuk mu? Hepimiz hayatımızda değerli şeyler kaybettik mi? Hayal etmeye Celie ile birlikte cesaret ettik mi? Celie, dayanıyor, galip geliyor, bizlere umudu, mücadeleyi hissettiriyor.

İLGİNİ ÇEKEBİLİR:  Bu Bir İkrah Yazısıdır!

Spielberg’in müthiş sineması, renk ve ışık oyunları, suç, istismar, kadına şiddet, ırkçılık, var olma mücadelesi… Ayrıca bir anektod vermek isterim: Mor Yıllar’ın çekimi sırasında Steven Spielberg’in bebeği dünyaya geliyor. Filmde, Celie’nin doğurduğu sahnede Spielberg, kendi bebeğine ait ağlama seslerini kullanıyor. Bknz.



İzleyiniz efenim. Filme, senaryoya, kitaba dair görüşlerinizi benimle paylaşırsanız müteşekkir olurum. Görüşmek üzere.


Kaynak:

Frederic and Mary Ann Brussat, The Color Purple, Roger Ebert, The Color Purple
https://en.m.wikipedia.org/wiki/The_Color_Purple
https://www.britannica.com/topic/The-Color-Purple
Filmhafizasi.com